Google



İNEBOLU

23/11/2006

İnebolu’nun ilk kuruluşu,tarihi kesinlikle bilinmemekle beraber Miletliler tarafından bir kıyı kolonisi olarak eski adı Poyraaltı şimdiki adıyla Boyranaltı Mahallesinde ilk defa kurulduğu kale kalıntılarından anlaşılmaktadır.Boyran Mahallesindeki kale kalıntısının halk arasında Cenezit’lilerden kalma olduğu söylenir.İnebolu’unun ilk adı İonopolis’tir. Sonraları İnepoli,Türk hakimiyetine geçtikten sonra İnebolu denilmiştir.İsminden de anlaşıldığı gibi İon şehirlerinden Miletliler tarafından kurulduğu fikri kuvvetlenmektedir.

İonopolis’in Amasra kolonisi ile de yakın ilişkisi olduğu rivayet edilir.İonopolis’in o tarihlere kadar içli bağlantısı yoktur.İonopolis Kolonisi diğer İon şehirleri gibi Lidya Krallığının yıkılmasından sonra, Pers Krallığının daha sonrada Roma-Bizans İmparatorluğunun egemenliğine girmiştir.

1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’ya akın eden Türk Selçuklu Beylerinin istilası sonucu buralara Türk’ler gelip yerleşmişlerdir.1084-85 yıllarında Emir Karatekin tarafından Türk toprağına katılmıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra, Candaroğulları Beyliği'nin içinde kalan ilçe, bu dönemde İnebolu adını almıştır.

1338’de I. Murat zamanında Osmanlı Devleti’ne tabi olan Candaroğulları Beyliği 1402 Ankara Savaşından sonra İsfendiyaroğulları Beyliği adını almıştır. Beylik yeniden bu bölgeye egemen olmuşsa da 1413 de Küre’ye bağlı bir nahiye iken 1867’den sonra kaza olmuştur

İlçenin planı Kastamonu valisi Abdurahman Paşa tarafından yaptırılmıştır.

İnebolu Kastamonu karayolu 1907 yılında vali Abdurahman Paşa tarafından açılmıştır.

1923’te Cumhuriyet’in ilanından sonra Yunan hükümetiyle yapılan Mübadele Antlaşmasından sonra ilçe çevresindeki Rumlar Yunanistan’a göç etmişlerdir.Böylece İnebolu’da hiç Rum kalmamış, ilçedeki köylerin isimleri de Türkçeleştirilmiştir.

GÜMÜŞ PARLATMA TARİFLERİ

3/9/2006

 Takı amaçlı kullanılan gümüşlerinizi parlatmanın çeşitli yolları vardır. Bunlardan  bitanesi 'diş macunu' evet yanlış duymadınız. Nasıl  olacağı konusunda ise biraz diş macununu parmaklarınızın arasında ezerek parlatmak istediğiniz gümüşünüzün üzerini ovalamak suretiyle eski haline getirebilirsiniz. Bu işlem sonunda iyi bir durulama gerekmektedir bol suyun altında bi süre bekletip kurulayınız. 

PARFÜM VE SİZ KENDİNİZİ TANITAN PARFÜMÜ SEÇİN

1/9/2006

Parfümlenmek

Yeni parfümleri size sunmadan önce olağanüstü parfüm dünyasının özelliklerinden bahsetmek iistiyorum. Neden parfümden vazgeçemiyoruz; parfüm denen iksir nasıl doğdu, kokuyu nasıl algılıyoruz, neleri kokluyoruz ve nasıl parfümlenmeliyiz… Bu uzun ama büyüleyici bir öykünün başlangıcı! Yazımıza tabii ki yeni parfümlerle devam ediyoruz.

PARFÜMÜN DOĞUŞU…

Hepimizin kokularla uyanıp kokularla saklanan anıları vardır. Koku aynı zamanda bir iletişim aracıdır; gözle görülmeyen, elle tutulamayan ama varlığı inkar edilemeyen, evrensel bir dildir. Koku, parfüm olmadan önce, eski zamanlarda kokulu tütsü ve yağlar büyücülerin, sihirbazların ve din adamlarının güçlerini simgeliyordu. Herodot tarihinde eski Mısır'da zenginlerin mumyalarına (öteki yaşamında hoşluk olsun diye) türlü kokular katıldığı anlatılıyor. Eski Yunan'da da savaş kahramanlarının adaleleri kafuru ile ısıtılıyordu; kadınlar da vücutlarını aromatik esanslarla ovuyorlardı. Kokularla haşır neşir olunan Roma İmparatorluğu döneminde "Per Fumum" sözcüğü tüm kokuları ifade ediyordu. Günümüzdeki "parfüm" sözcüğü işte o zamanlardan kaldı! Ortaçağ, hastalıklardan korunmak için temizliğin önemini anlayınca sabun ve koku kullanımı yaygınlaşmaya başlar… Böylece 1390'da sedir ağacı, biberiye ve terebentin ile alkolden üretilen ünlü Macar Kolonyası doğdu. Rönesans döneminde koku kullanımı artık bir çılgınlığa dönüşmüştür; yelpazeler, peruklar, mücevherler, elbiseler biblolar, her şey parfümlenir… Aynı dönemlerde haremdeki gözdeler de padişahın huzuruna çıkmadan önce vücutlarını zencefil ve hoş kokulu otlarla ovuyorlardı…

KOKUYU NASIL ALGILIYORUZ…

Koklamak, insanın en gelişmiş duyu organının eseridir. Çok güçlü, oldukça da karmaşık bir sistem sayesinde kokuları algılıyoruz. Ve yaşlanırken de koku alma duyusu, diğer duyulardaki yıpranmaya maruz kalmaz.20 yaşındayken taze çimen kokusunu nasıl algılıyorsak, 80 yaşında da öyle algılarız. Çünkü hepimiz, ömrümüz boyunca her üç ayda bir yenilenen yüz milyon cıvarında koku hücresine sahibiz.

Koklamaya gelince… Koku molekülleri havada serbestçe dolaşırlarken koku alma dokularına (buruna) gelip yapışıyorlar. Kokudan sorumlu sinir sistemi anında harekete geçerek mesajı beyindeki koku merkezine ulaştırıyor. Bu merkezde koku yorumlanıyor: Tehlikeli mi, değil mi diye. Zira ilk insanlar için organizmada koku alma merkezinin görevi ateşi veya düşmanın varlığını haber vermekti. Değişik kokulara karşı sürekli uyanık olmak zorundaki koku alma merkezinin işlevi zamanla değişti. Bugün biz bazen bu merkezi tembelleştiriyoruz. Örneğin aynı parfümü sürekli kullanırsak, bu tekdüzelik koku alma sistemini (o kokuyla ilgili olarak) sessiz kalmaya sürükleyebilir. Artık sevdiğimiz parfümün kokusunu alamazsak, suç kokuda değil, yorulan koku alma sisteminde, yani bizdedir. Parfümümüzü değiştirmeliyiz!

NELERİ KOKLUYORUZ

Parfüm dünyasında ilk kokular başlangıçta tek kaynağa bağlı olarak üretildi… Gül kokusu, yasemin ya da sümbül kokusu gibi. Daha sonraları bu kokular belirli dozlarda birbirleriyle karıştırılarak besteler yapılmaya başlandı. Koku kaynakları zenginleşti: acıbadem, anason, kahve, karanfil gibi bazıları taneleriyle; kızıl kantaron gibi kimileri kökleriyle; tarçın türündekiler gövdesinin kabuğu ya da sandal ağacı gibi gövdesiyle, gövdesinin rezinesi veya yosunuyla (meşe yosunu) bestelere notalarıyla katılıyorlar. Sadece bu kadar da değil, nane, fesleğen, domates gibi bazı bitki yapraklarını ve gül, lotüs, yasemin gibi çiçeklerle çilek,, portakal gibi meyveler de unutulmamalı. Bu bitkisel kaynaklara misk ve amber gibi hayvansal notaların yanısıra laboratuvarlarda yaratılan sentetik notalar da eklenince kendimizi birbirinden farklı sınırsız beste çeşitleriyle; yani parfüm seçenekleriyle karşıkarşıya geliyoruz.

NASIL PARFÜMLENMELİYİZ

Kendinize yeni bir parfüm seçmek istediğinizi varsayalım… Ne yapacaksınız? Bir kerede çok fazla parfüm denemeyin. Üç parfüm denedikten sonra parfümeride bir tur atıp koklamaya ara verin. Önce hafif parfümlerden işe başlayın. Vaporizatörü belli bir mesafeden tutarak ve fazla ıslatmadan bileğinizin iç kısmına parfümü püskürtün. Sonra da bileğinizi havalandırarak alkolün uçmasını bekleyin. (Parmağınızla parfümü yaymaya kalkarsanız kokuyu ısıtıp bozarsınız) Şiimdi parfümün baş notalarını koklayabilirsiniz. Parfüm teninize yerleşiirken ilk izlenimi baş notaları ile yaratır. Sonra kalp notalarıyla teninizde ısınır. En sonunda dip notalarıyla teninize yerleşir. İşte o aşamada karar verecek seçiminize yapacaksınız. Bu nedenle parfüm seçerken acele etmeyin.

Parfüm kullanırken alışık olduğumuz, bedenimizde belli stratejik noktalar vardır: Kulak arkası, boyun çukuru, bilekler… Öncelikle nemli ve sıcak noktalara hedef almalısınız: Göğüs arası, kol içleri, şakaklar, diz arkası, bilekler, kasıklar… Kendi stratejik noktalaranızı çoğaltarak gün boyu parfümünüzü yaşatabilirsiniz.

Sonbahar parfümleri

Yaz boyunca güneşle barışık hafif parfümler kullandık, onları kış aylarında da kullanmaya devam ediyoruz. Artık koğuk kış aylarıyla birlikte cildimizde ısınan yeni parfümlerin de zamanı geldi… Bestesi büyüleyici, şişesi ayrı bir şıklıkta yeni parfümler sonbahar ve kış aylarında kadın ve erkekleri sarıp sarmalayacak…

Birçoğu yeni koku, bazıları da klasik olmaya aday kokular… Hangi kokuların teninize daha iyi uyduğunu anlamak için, daha önce kullanıp sevdiğiniz kokuları hatırlayın. İçeriğinde çiçek, baharat, meyve, hayvansal notalar veya bunlardan hangisinin ağırlıkta olduğunu bilirseniz, parfüm yazısını okurken bile teninizin sevebileceği yeni parfüm adaylarını seçebilirsiniz. Böylece parfümeride deneyeceğiniz parfüm sayısını da sınırlamış olacaksınız.

Purple Fantasy: Bir Guerlain bestesi; Yeşil Çay, Bergamot, kayısı, yasemin, menekşe ve sedir ile sandal ağacı notalarıyla çiçeksi hoş bir beste

Bulgari BLV: Cesur kadınlar için sıcak notalarıyla baştan çıkarıcı iddialı bir beste: Zencefil, vanilya, akasya, bergamot ve lepiska çiçeği ile şaşırtıcı, kışkırtıcı ve beklenmedik…

Mauboussin Parfüm: Ünlü mücevher firmasının kendi adıyla kadınlara sunduğu bu parfüm de bir mücevher gibi hazırlandı; sofistike notalarıyla sıcak bir koku.

Eau de Chaumet: Mücevher dünyasının bir başka büyük imzasından ferah ve canlandırıcı bir beste; Eau! Gül çayı, Sicilya bergamotu, 4 nevsim gülü, yasemin, mimoza, badem ağacı ve sandalağacı ile çiçeksi taze bir koku, Eau.

Angel Innocent: Şekerleme ve meyva notalarıyla iştah açıcı, pasta gibi, badem şekeri gibi tatlı bir kadın kokusu.

Daliflor: Gül notalarının ağırlıkta olduğu çiçeksi, odunsu ve meyvemsi bir kadın kokusu; iki seçeneği var: Eau de Toilette daha hafif; Eau de Parfüm daha sıcak.

Oriflame'den sonbahar için dört seçenekli yeni kokular: Moon; çiçeksi ve romantik; Star; vanilya, bergamot ve amber ile oryantal; Sea; bergamot, yasemin ve sedir ile çiçeksi ve ağaçsı sıcak; Sun şeftali ve gül notaları ile meyvemsi çiçeksi…

Tsun Lai: Oriflame'in kadın parfümü, tütsü kokusunu andıran egzotik bir beste

Ultraviolet Man:mistik gri amber notalarıyla işlenmiş kokunun zengin bir bakım seti var: Rahatlatıcı, tahriş önleyici Aftershave losyon ve jel, koruyucu sprey ve stik deodoranlar, multi vitaminli duş jeli.

Cristobal Pour Homme: Balenciaga'dan Kolombiya kahvesi, sandalağacı, geranyum, çay ve amberle vanilyanın oluşturduğu ferah ve oryantal notaların buluştuğu zarif bir koku.

Chaumet Homme: Zarif ve sadeliği benimseyen erkekler için Chaumet'nin sıcak ve soğuk aromalı (greyfurt-incir ağacı), yoğun çiçeksi ve odunsu (yasemin, vetiver), misk ve amberli zarif bir beste. Aftershave, duş jeli ve deodoranı da var.

Dolce &Gabbana: çiçeksi ve meyveli notalarla tatlı bir kadın parfümü.

Jean Paul Gaultier'nin yeni parfümü çiçeksi notalarla bestelenmiş adı gibi kırılgan ama sıcak bir kadın kokusu: Fragile!

Erkeklere: Van Cleef&Arpels odunsu-baharatlı notalarla erkeksi bir oryantal koku besteledi: Zanzibar.

Yves Saint Laurent'dan yeni bir kadın kokusu: Nu; çağdaş, sıcak ve çok kadınsı!

Erkekler için yılbaşı gibi muzip, neşeli ve freş bir koku: Eau d'Issey pour Homme.

Paco Rabanne'dan oryantal bir kadın kokusu: XL Extreme Girl

inebolu

8/7/2006

oyuncak

8/7/2006










hediyelik eşya

8/7/2006


                              

       
     

                 
                       
                           


8/7/2006

Parfümü teninize sıktığınız anda etrafınızda bir koku haresi oluşur. Hafızalara kişiliğinizle olduğu kadar kokunuzla da yerleşmeye başlarsınız... Duygusal veya serinkanlı... Çocuksu veya kışkırtıcı... Gizemli ya da çılgın! Kim olursanız olun, titizlikle seçilmiş bir parfüm sizi tanımlamakta asla yanılmayacaktır. İlk aromasından şişesine dek adeta bir sanat eseri gibi hazırlanan parfümlerle, gelin, yaşam tarzınızı teninize yansıtın.

 

Parfüm notaları

Bir parfümün kokusunu yayma aşamalarına nota denir.  
Parfümler üst nota, orta notalar ve alt notalar olarak 3 aşamada kokularını yayar.

Üst nota: Tepe veya baş notası da denir. Parfümü sıktığınızda aldığınız ilk kokudur. En uçucu esanslardan oluşur. Baş notanın kokusu 2 ila 5 dakika içinde kaybolur.

Orta nota: Kalp notası da denir. Parfümün "tema"sını belirleyen kısmıdır. Kokunun cilde yerleşmesiyle belirginleşir. Orta notanın kalıcılığı genellikle 20 dakika kadardır.

Alt nota: Dip nota da denir. Parfümün gerçek kişiliğini, kalıcılığını ve başarısını belirleyen kısımdır. Kalıcılığı kullandığınız parfümün konsantrasyonuna göre değişir (yaklaşık 6-8 saat).

parfümeri

8/7/2006

                                  
 
                                                 
                                   

                             

gümüşlerimizden

7/7/2006

                   


                         

                     




                                               
 

Blogcu.com bir Beril Teknoloji hizmetidir